6 Nisan 2009 Pazartesi

Yeni Hayat-Bölüm 1



Alışverişi bitir, ellerin ne güne duruyor, kendin yap, eskisi gibi

Dil kitaplarının izini sür

Hafifle

Telefon kartı al, telefon kulübelerinin yerini öğren

Çimlendir

Spor yap, biriktirdiklerin aksın gitsin sen terledikçe

Az konuş, çok seyret

Kimyasallardan uzak dur, alternatiflerini bul, aşırıya kaçma

İşte gerekenleri yap, iş dışında özgürsün

Susayınca su iç

Az harca, az biraz biriktir

Bankalardan olabildiğince uzak dur

Mutlu olmadığın yerde durma

Git demekten korkma

Kal demekten de

Gel demekten kork, iki kere düşün

Sevilmediğin yerde de mutlu ol

Ayaklarını sev

Sabahları güneşe selam ver, güneş hep orada göstermese de kendini

Duş alma, banyo yap, taslı lifli kovalı, türk hamamı gibi oturarak

Sevdiklerinin ev adreslerini edin, kartlar yap gönder, mektuplar bir de

Mandolinini ihmal etme, o da seni etmesin, whistle'ı da

Zeytinyağı ye

İtme de çekme de, bırak kendi menzilinde dönsün dünya

Olduğun ol, olduğunu sev, olanları bir de, olacaklardan ziyade

Hayaller kur, sonra unut, unut ki planlara dönüşmesinler, unuttukça yenilerini kurabilesin

Ağustos 2008

Kırpık ve ölüm

12 mart
artık Kırpık yok...
13 mart
artık Kırpık'ın olmadığını öğreniyorum. sırılsıklam yağmur yağıyor... nereye gömdüler bilmiyorum ama susamıştır Kırpık...iyi ki yağmur yağıyor. yaşam/ölüm/yaşam... bu döngü hiç durmuyor. iyi ki yağmur yağıyor, hayat böylece Kırpık için ve henüz toprağa girmiş herşey, herkes için yeniden tertemiz, ıpıslak başlıyor.

adına dört yıl dediğimiz onca zamandan sonra, ölüm bir anda oluyor. bunu kabul etmek çok zor, oysa belki de o sıradan hayatlarımızdaki en ve hatta tek gerçek şey ölüm...

o kendinden büyük sarı-yeşil-siyah gözlerin, o topak topak tüylerin, musluktan su içmelerin, o kendine has dilin, her derdini dile getirişin, konuşuşun yani, o kapalı kapılara karşı tahammülsüzlüğün, kuşlar karşısındaki çaresizliğin, o katıksız saflığın, o güzel yüzün...bunların hiçbiri yok artık..bol yağmur, bol gözyaşı, bir mama kabı, büyük bir hasret, bir iç sızlaması, bir eksiklik, bir sürü acaba, bir sürü keşke ve eninde sonunda düpedüz bir ölüm var elimizde...

iyi ki yağmur yağıyor...sevgim gökyüzünden saçlarıma, saçlarımdan ayaklarıma, ayaklarımdan toprağa ve sonunda onun altındakilere sızıyor...baharda köklere tutunup çiçek açacak sevgim...

kokular, bize yeraltından gelen selamlardır belki de...
Mart 2006

to be free




to be free
touch the sun
set yourself on fire
the cost is this: a burned you
die and born again
break the cycle with the hand of death
born again...
born again...
into the purple world under the red moon
than, the sun will rise to make you shine
like new-borned flowers...
now, just breath....
(a sunday evening in the 21st century)

3 Nisan 2009 Cuma

Bir dilek tuttum...

Bir dilek tuttum...umutla...bugün blogda ilk günüm...burası bu umudu aktarabileceğim, yükümü azaltabileceğim, hayatı olduğu gibi kabul edip, bunu her sözcükte yeniden üretebileceğim bir yer olsun...dilimden hep güzellikler, hep ışık, hep hayal aksın...rengini meyvelerden alsın, akışkanlığını nehirlerden...bulut ağırlığında, rüzgar hafifliğinde olsun...içinde aşk olsun...